Tire Tarihi

Tire; Hitit, Frigya, Lidya, Pers, Roma ve Bizans’ yı içinde bulundurmuş tarihin zengin kültür mirasına sahip bir ilçedir.

Efes’teki Artemis Tapınağı’ndan Tire’nin batı köylerini de içine alan ve Bozdağa dek ulaşan Artemis Tapınağı Kutsal Toprakları, yüzlerce yıl, Tire’ye bir kutsallık kazandırmıştır.
Tire’ nin bu döneme ait Tarihi coğrafyasında, bazı köylerin, ciddi yerleşim alanları oluşturdukları, buralarda ortaya çıkan arkeolojik belgelerden anlaşılmaktadır.
Bu yerleşim bölgeleri içinde; Başköy (Uzgur), Akyurt (Zeamet Kilisesi), Hisarlık, Gökçen (Fota), Eskioba, yani Dormara (Almura), Büyükkale ve Kürdüllü Köylerini, özellikle belirtmek gerekir.        

Eğridere, Peşrefli gibi ilk çağ köylerinin’ de doğuda (Katoika), batıda (Bonita) olarak adlandırılmıştır. Batıda Büyükkale ve doğuda, Boynuyoğun-Yeğenli köyleri yer almaktadır. 
Dağlık kesimin güneyinde ise, Efes’ten başlayarak, Belevi / Hasan Çavuşlar / Büyükkale / Küçükkale / Eskioba ve Mahmutlar yönünden, Bozdağ’a değin ulaşan Tapınak arazisi Tire Ovasında yer almaktadır.

1308 yilinda Küçük Menderes yöresi topraklari üzerinde Aydinogullari Beyligi’nin kurulmasiyla Tire hizli bir gelisim sürecine girdi. Yeni Türk kentine bu tarihten itibaren, yeni eserler kazandirilmis ve çevresi ekonomik açidan gelismistir. Kentin folklorik degerleri de bu gelismeye paralel olarak canlanmistir..

Tire bir süre Aydinogullari Beyliginin merkezi olmustur. 1426 yilinda ise Tire Osmanli Imparatorlugu’na kesin olarak baglanmistir. Yeni kurulan Aydin eyaletinin Sancak Merkezi de Tire olmustur. Özellikle II. Murat ve Fatih Sultan Mehmet dönemlerinde girişilen imar hareketleri, kenti Imparatorlugun diger önemli kentleri arasina sokmuştur. 

Tire’de 15. yüzyildan 18. yüzyila kadar kullanilan bir darphane bulunmaktaydi. Burada mangir (bakir) ve akçe (gümüs) adi verilen paralar kesilmistir. Özellikle, nakisli, mangirlari Osmanli Dönemi bakir paralari içinde degerli kabul edilmektedir. Dünyanin saygin koleksiyonlari içinde Tire’de kesilen Osmanli Dönemi bakir paralari da yer almaktadir. .

Tire’de mimarlik tarihi açisindan zengin örnekler vardir. Bu mimari eserlerin pek çogu camidir. Camilerin disinda hanlar, medreseler, bedesten, çarsi ve hamamlar da bulunmaktadir.

OSMANLI DÖNEMİ’NDE TİRE

Tire’nin üçüncü tarihsel evresi, Osmanlı Dönemi’ dir. Bu dönemi, iki süreç başlığı altında  toplamak   gerekmektedir.

Osmanlı sürecinin 16. yüzyıl  sonlarına dek uzanan kısmı, imparatorluğun sosyal, ekonomik, kültürel  ve siyasi  yönden doruğa ulaştığı bir dönemdir. Tire’nin de  ana karakteri, bu yüzyılda oluşmuş ve bu yöre insanının sosyolojik yapısı, bu yüzyıllardan başlayarak, çeşitli tarikat kültürleriyle, zenginliğe   ulaşmıştır.14. yüzyılda Tire’ de, Alevi-Mevlevi  mücadeleleri görülürken, 15.ci yüzyılı takibeden asırlarda da, kentte Mevlevi ve Halveti ağırlığı hissedilir. Kentteki Mevlevilik tutkusu giderek daha etkili olur. Burada şunu önemle belirtmek   gerekir ki, kentin  geçmiş yüzyıllardaki kazanımları, daha sonraki Osmanlı ve Cumhuriyet Dönemi’nde bile varlığını korumuştur. Tire’nin sosyo-kültürel dokusunda, o yüzyılların önemli bir payı vardır.

Osmanlı döneminin ikinci kısmı diyebileceğimiz 17. yüzyıldan, Cumhuriyet’e kadar uzanan zaman    kesitinde Tire’nin kendine özgü özelliklerini yitirdiği görülür. Bir başka deyişle, Osmanlı Devleti’nin, duraklama, gerileme ve yıkılış dönemleri, adeta bu kentin kaderiyle de özdeşleşmektedir.

Tire topraklarının bu yöreye bahşettiği ekolojinin etkisiyle, olağan üstü doğal güzelliklere sahip olduğunu belirtmeliyiz. Küçük Menderes Ovası’nda, günümüzde mevcut olmayan 17 göl içinde, halen var olan  Belevi, Akarca, Karagöl ve Gümüş göllerinde, 30 – 35 kiloya  ulaşan  sazan ve yayınlar,   çevre  yerleşimlerinin  beslenmesinde, önemli  bir etken olmuşlardır. Ayrıca avlanmalar dışında, buradan  elde  edilen “sazlar”da, Tire’nin hasır tezgâhlarının temel hammaddesini  oluşturmaktaydı.

Tire’ nin  sırtını verdiği, eski adı “Messogis” olan “ Güme Dağı ”, Beylikler ve Osmanlı tarihi boyunca,”Kestane Dağı”olarak anılır ve bu adla kayıtlara geçer. Bu dağın, ”Kestane Dağı” olarak  tanımlanması, Evliya  Çelebi  ile devam  etmiştir. Zaten Evliya Çelebi’de,Tire’de yetişen ürünlerin lezzetini methede methede  bitiremez.

Tire’nin uygun iklim ve coğrafyaya sahip olması nedeniyle, geniş tarih dönemlerinde, seferdeki orduların, burada karargâh kurmalarında, önemli  etkisi  olmuştur. Timur’ un   Ankara  Savaşı’ ndan sonra, kışı Tire’ de  geçirmesinin yanı sıra, Çelebi  Sultan Mehmet, Aydınoğlu Cüneyt Bey’in takibinde ve Kanuni  Sultan   Süleyman da, Rodos  Seferi sonrasında, iki aya varan dinlenme süresi için, Tireyi  seçmişlerdir.

1426  yılında   kesin  olarak, Osmanlı Devleti’ne bağlanan Tire, bu tarihten itibaren, yönetim merkezi olarak hem  siyasi geçmişinden, hem de ekonomik  gücünden yararlanmak suretiyle, tekrar tarih sahnesine çıkmıştır.

Sürekli başkaldıran kentin, olaylardan uzak tutulması için ilk Sancak Beyi Abdullahoğlu Halil Yahşi Bey’den  başlanarak, Tire’ye hep güçlü kişiler atanır. Özellikle Sultan II.Murad ve Fatih Sultan Mehmet dönemlerinde  girişilen imâr hareketleri kenti, kısa sürede imparatorluk toprakları içinde, birinci dereceden bir kent konumuna sokar.

Sultan Çelebi Mehmet’in, Karamanoğullarını dize getirmek için, Tire’ yi üs seçmesi yine aynı zaman dilimi içinde, Osmanlı Fetret Devri’nin en ciddi olaylarından“ Şeyh Bedreddin Hareketi”nin plân merkezinin de Tire olması, kent tarihini oldukça önemli kılmaktadır.

Kaynak: A. Munis Armağan

CUMHURİYET DÖNEMİ’NDE TİRE

Yirminci yüzyıl başlarında, Osmanlı Devleti’nin, I.Dünya Savaşından yenik çıkması ve ardından 18 Ekim 1918’de imzalanan, Mondros Ateşkes Antlaşmasının 7. maddesine dayanılarak 15 Mayıs 1919 tarihinde, İzmir’in Yunanlılarca işgâli ile başlayan sürece, 28 Mayıs 1919’da da Tire’nin Yunan’lılarca işgâli eklenmiştir.

Ne var ki, Tire’yi işgâl  edenlerin, buradaki efe guruplarından hemen tepki görmesiyle, kentin kaderi değişmiştir. Bölgenin bu kahraman evlatlarının oluşturduğu milli direniş   örgütlerinin  başında, Gökçen Hüseyin Efe’de bulunmaktaydı. Gökçen Hüseyin Efe, bir çatışmada şehit düşünce, simgesel  hale gelmiş ve Tire Kurtuluş Cephesi’nin ve Mücadelesi’nin anısına Fota adlı Rum Köyünün adı, Gökçen olarak değiştirilerek, kalıcı hale getirilmiştir.

Efeler’in ve Türk ordusu mensuplarının bu onurlu mücadeleleri  sonucunda, İşgâl Kuvvetleri 4 Eylül 1922 günü Tire’den atılmış ve Kent yeniden özgürlüğüne  kavuşmuştur.

29 Ekim 1923’te, Cumhuriyet’in  kurulmasıyla birlikte, onbeş yıl gibi kısa bir zaman dilimine sığdırılan kent yapılanması, kent peyzajının da değişmesine katkı sağlamıştır. Kaynaklardan elde edilen bu yeni  dönem yapılanmasını tarihleriyle anımsamakta, kuşkusuz yarar vardır.

Tire’de, Türk Ocağı tarafından ilk sosyal nitelikli tesis olarak, 1927 yılında Şehir Sineması  hizmete girmiştir. Ardından 1929’da Tire İdmanyurdu’nun kuruluşu, 1930’da Kız Meslek Lisesi bahçesindeki “Millet Parkı”nın yapılışı, 1933’de Hükümet Konağının ve Alay  Parkı’nın   yapılışı, 1934’de Aydın Demiryolu Yönetimince, Tire İstasyon Parkı’nın yapılışı, 1934’de Bahçekahve’de, ilk Ortaokul’un  açılışı. 1939’da Tire Cumhuriyet  Meydanı’nın yapılışı, 1940’da İstasyon Caddesi ile Şehir Stadının açılışları, Cumhuriyetin ilk  nimetleri olarak, kent tarihinde  yer  almış, önemli girişimlerdir.

Hızla ilerleyen zaman içinde, Tire Belediyesi’nin 1971 yılından bu yana devlet yatırımlarında esas olmak üzere, verdiği taşınmaz mallar, hizmet  anlayışının öncüleri olarak, daima hatırlanacak eserlerdir.

Kaymakamlık, Belediye, Emniyet Müdürlüğü ve Emniyet Lojmanları, Adli Personel Lojmanları, Öğretmenevi, Ticaret Lisesi,  Anadolu Meslek ve Kız Meslek Lisesi, Sağlık Meslek Lisesi, 9 Eylül Üniversitesine bağlı Meslek Yüksek Okulu, Halk Eğitim Merkezi, Çıraklık Eğitim Merkezi, Esnaf Kefâlet  Kooperatifi  İşhanı, Düşkünler Yurdu, Kapalı Spor Salonu, 4 Eylül Stadyumu, İtfaiye Teşkilâtı, Otogarı ve Sineması gibi daha bir çok tesis ve oluşum hep cumhuriyet dönemindeki süreçte Tire’nin elde ettiği hızlı ve önemli kazanımlardandır.